Kameraların Arkasındaki Zulüm: Dünyanın Görmezden Geldiği Coğrafya
Küresel Vicdanın İkiyüzlülüğü: Dünya Neden Doğu Türkistan’a Kör ve Sağır?
Haberleri açtığımızda ya da sosyal medyada gezindiğimizde ekranlarımız hemen her gün savaş ve yıkım görüntüleriyle doluyor. Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdiğinde tüm dünya ayağa kalktı; markalar Rusya’dan çekildi, yaptırımlar peş peşe geldi. İsrail-Filistin çatışmalarında, özellikle Gazze’deki insanlık dramına karşı sokaklar dolup taşıyor, küresel bir tepki dalgası büyüyor.
Peki, dünyanın farklı coğrafyalarındaki bu krizlere gösterilen “küresel vicdan”, konu Doğu Türkistan olduğunda neden bir anda buharlaşıyor? Neden milyonlarca insanın asimilasyon kamplarında tutulduğu, kültürel ve fiziksel bir soykırımla yüz yüze kaldığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi için dünyadan sadece cılız birkaç kınama sesi yükseliyor?
Büyük resme baktığımızda, bu sessizliğin ardında insan haklarından çok daha güçlü bir kavramın yattığını görüyoruz: Çıkar.
İşte küresel toplumun Doğu Türkistan karşısındaki sessizliğinin temel nedenleri:
1. Ekonominin Soğuk ve Acımasız Gücü
Bugün küresel tedarik zincirinin kalbi Çin’de atıyor. Kullandığımız telefonlardan giydiğimiz kıyafetlere kadar neredeyse her şeyin üretiminde Çin’in payı var. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin, kendisine yöneltilen en ufak bir eleştiriyi anında ekonomik bir silaha dönüştürüyor. Daha önce Çin’i eleştiren ülkelerin veya küresel markaların nasıl anında boykot edildiğini ve milyarlarca dolar zarara uğratıldığını gördük. Devletler ve dev şirketler, Çin pazarına erişimlerini kaybetmemek için insan hakları ihlallerini görmezden gelmeyi tercih ediyor.
2. Görüntü Yoksa Tepki de Yok: Medya Ambargosu
Toplumsal infiali tetikleyen en büyük güç medyadır. Ukrayna’da yıkılan bir binayı veya Gazze’de enkazdan çıkarılan bir çocuğu anında, saniye saniye izleyebiliyoruz. Bu görüntüler vicdanları kanatıyor ve insanları sokağa döküyor. Ancak Doğu Türkistan, dış dünyaya adeta dev bir duvarla kapatılmış durumda. Bağımsız gazetecilerin, insan hakları örgütlerinin bölgeye girip serbestçe çekim yapması imkânsız. Sıcak bir çatışma ve kanlı sokak görüntüleri ekrana düşmeyince, kitlelerin ilgisini canlı tutmak da zorlaşıyor. Oradaki zulüm, kameralardan uzakta, sessizce ve sistematik bir şekilde yürütülüyor.
3. Borç Tuzağı ve Susturulan Ülkeler
Bu meselenin en çok can yakan taraflarından biri de İslam dünyasının sessizliği. Çin’in trilyonlarca dolarlık “Kuşak ve Yol” (Bir Kuşak, Bir Yol) projesi, Asya’dan Afrika’ya ve Orta Doğu’ya kadar birçok ülkeyi Çin yatırımlarına ve kredilerine bağımlı hale getirdi. Hayati önem taşıyan altyapı projeleri ve devasa borçlar, bu ülkelerin dillerine kilit vurmuş durumda. Çin sermayesine duyulan ihtiyaç, ne yazık ki Uygur Türklerinin yaşadığı trajedinin önüne geçiyor.
4. Birleşmiş Milletler ve “İç Mesele” Kalkanı
Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip beş daimi üyesinden biri. Bu, Çin aleyhine alınabilecek herhangi bir bağlayıcı kararın doğmadan ölmesi anlamına geliyor. Çin, Doğu Türkistan’daki asimilasyon politikalarını “terörle mücadele” ve “aşırılıkla savaş” kılıfına sokarak, uluslararası topluma bunun bir insan hakları ihlali değil, kendi egemenlik alanındaki bir “iç güvenlik meselesi” olduğunu savunuyor.
Sonuç olarak;
Adalet terazisi, ne yazık ki insan haklarıyla değil, devletlerin çıkarlarıyla tartılıyor. Küresel sistemde bir mazlumun sesinin duyulması için sadece haklı olması yetmiyor; o sese kulak vermenin diğer devletlere stratejik veya ekonomik bir zarar vermemesi gerekiyor.
Doğu Türkistan’daki sessizlik, bize modern dünyanın en acı gerçeklerinden birini hatırlatıyor: İnsan hakları evrenseldir denir, ancak çıkarlar söz konusu olduğunda, bazı insanların hakları diğerlerinden daha görünmez olabilir. Bu ikiyüzlülüğü fark etmek ve her şeye rağmen görünmeyeni konuşmaya devam etmek, belki de bireysel olarak yapabileceğimiz en anlamlı başlangıçtır.
