Kahve Masasında Bir Tartışma: "Bu Diziler Bizi Nereye Götürüyor?"
1. “Helal Lokma” Kültüründen “Kısa Yoldan Köşe Dönme”ye
Geleneksel Türk ailesinde çocuklara öğretilen ilk şey, paranın miktarı değil, nasıl kazanıldığıdır.
Mahsun J: Burada eleştirilen nokta, karakterin yoksulluktan kurtulmak için seçtiği yolun (jigololuk) bir “çaresizlik” değil, bir tür “maceracı kazanç kapısı” gibi sunulmasıdır. Bu, toplumdaki “emek kutsaldır” algısını sarsıp, yerine “parayı bul da nasıl bulursan bul” mantığını koyduğu için tehlikeli bulunuyor.
Jasmine: Benzer şekilde, Jasmine’in hayatta kalmak için girdiği karanlık yollar, “fedakarlık” maskesi altında etik değerlerin çiğnenmesini normalleştiriyor. Aile yapımızda fedakarlık başkası için kendinden vazgeçmektir, başkasının hakkını veya yasaları çiğnemek değil.
2. Otorite Kaybı ve “Başıboşluk”
Eski Türk dizilerinde (örneğin Süper Baba veya Mahallenin Muhtarları) ailenin bir büyüğü olur ve o kişi ahlaki pusulayı tutardı.
Bu Dizilerde: Ne Mahsun J’de ne de Jasmine’de yol gösterecek, “dur” diyecek bilge bir figür var. Karakterler tamamen kendi dürtüleriyle ve anlık çıkarlarıyla hareket ediyorlar. Bu “rehbersizlik” hali, Türk aile yapısındaki kuşaklararası aktarımın kopması olarak yorumlanıyor. Aile, sadece aynı evde yaşayan ama birbirinin ruhundan haberi olmayan yabancılar topluluğuna dönüşüyor.
3. Cinselliğin ve Suçun “Mizah” ile Hafifletilmesi
Türk aile yapısında bazı konular “mahrem” kabul edilir ve uluorta konuşulmaz.
Eleştiri Şu: Mahsun J, bu mahremiyeti mizahın içine meze ederek, aslında konuşulurken yüz kızarması gereken durumları “gülünecek bir olay” haline getiriyor.
Etki: Mizah, bir şeyi normalleştirmenin en hızlı yoludur. Bir şeye gülmeye başladığınızda, artık ona karşı olan ahlaki savunmanız düşer. Eleştirenler, bu dizilerin tam olarak bu “savunma mekanizmasını” yok ettiğini savunuyor.
Bir Karşılaştırma Tablosuyla Bakalım:
| Geleneksel Aile Yapısı Değeri | Jasmine / Mahsun J Çizgisi |
| Sabır ve Şükür: Azla yetinmek, dürüst kalmak. | Hırs ve Pragmatizm: Hayatta kalmak için kuralları yıkmak. |
| Mahremiyet: Özel hayatın gizli tutulması. | Teşhircilik: Özel hayatın (ve cinselliğin) bir meta haline gelmesi. |
| Büyüklere Saygı: Ailenin bir ahlak merkezi olması. | Bireysel Kaos: Kimsenin kimseye hesap vermemesi. |
Sohbeti Şuraya Getirelim:
Bu diziler aslında şunu soruyor: “Dünya bu kadar kirlenmişken, Türk ailesi hala o eski ‘temiz ve saf’ haliyle kalabilir mi?” Muhafazakar bir bakış açısı buna “Evet, aile kalemizdir, korumalıyız” derken; bu dizilerin yapımcıları belki de “Hayır, o kale çoktan yıkıldı, biz sadece enkazı gösteriyoruz” diyorlar.
Şu noktadan devam edebiliriz:
Sence bu diziler mi toplumun ahlakını bozuyor, yoksa toplumdaki bozulma o kadar görünür hale geldi ki artık senaristler bunu yazmaktan çekinmiyor mu? Yani “dizi mi hayatı, hayat mı diziyi” bozuyor? Bu konuda ne düşünüyorsun?
